|
İçinden otoban geçen hayatlar | Psikiyatrist Dr. Kaya 'panik atak' nöbeti sırasında hastaların yoğun bir ölüm korkusunun pençesine düştüklerini anlatıyor: "Panik atak hastayı ne öldürüyor ne de intihara sürüklüyor, aksine hastalar yaşama bağlılıklarından dolayı ölmekten korkuyorlar."
| Ev, huzur demek ve Dünya nihayetinde hepimizin evi... Ama yeryüzünde her 100 insandan en az 10'u sekiz şeritli otobanın ortasında kalmış yaya gibi panik içerisinde. Kaygı-bunaltı-korku nöbetleriyle başlayan 'panik atak' milyonlarca kişiyi etkiliyor
ESRA KÖSEOĞLU İSTANBUL - "Hayatım tek kelimeyle bir cehennemdi. En çok sevdiğim işimdem ayrılmak zorunda kaldım, aylarca sokağa çıkamadım. Devamlı olarak iç sıkıntısı, kaygı ve korku yaşıyordum. Ruhumun bedenimden ayrılacağını hissediyor ya da hayal âlemindeymişim gibi hiçbir şeyi algılayamıyordum. Arkadaşlarımla buluşmak istesem ayaklarım bir beton yığını gibi ağırlaşıyordu, değil gezmek balkona dahi çıkamıyordum. Çevremle tüm bağlarımı koparmıştım, günlerce uykusuz kalıyordum. Yakınlarıma zarar vereceğim hissiyle eşimden elimi kolumu bağlamasını istiyordum, bütün korkuları bir arada yaşıyordum, hep ölmekten, delirmekten korkuyordum ve bunu 24 saat yaşıyordum." İşte böyle anlatıyor yıllarca süren rahatsızlığını Nazan Gümüştaş. Modern çağın hastalığı olarak da tanımlanan panik atak stres, ekonomik kriz, deprem ve savaş endişeleriyle daha da fişekleniyor.
Çarpıntı ve göğüs ağrısı Aniden ortaya çıkan yoğun 'kaygı-bunaltı-korku' karışımı bir nöbet şeklinde kendini gösteren hastalık, kalp krizi, felç olma, delirme ve ölüm korkusu yaşatıyor. Bazı hastalar bu durumu "Sanki sekiz şeritli bir otoyolun ortasındayım" diye tanımlıyor.
Genetik nedenlere de ilişkili olduğu anlaşılan hastalık, yaşanan herhangi bir olay sonrasında da ortaya çıkabiliyor. Psikiyatrist Dr. Muzaffer Uyar, panik bozukluğun dönemlerini şöyle anlatıyor: "Nöbet sırasında kişi çok güçlü bir kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı yaşıyor, bu nöbetler hastada üç-dört kere olduktan sonra hastalığın ikinci bölümü oluşuyor. Kişi tek başına kalamamak, dışarı çıkamamak, taşıtlara binememek, bakkala, pazara gidememek gibi yüzlerce kaçınma ve fobi yaşıyor. Bu fobik dönemin ardından da hastada asıl bölüm dediğimiz üçüncü dönem başlıyor. 'Nöbetler ne zaman gelecek' korkusu beyne çivi gibi çakıldığından, hastada sürekli olarak tedirginlik ve huzursuzluk başlıyor."
Yaşama isteği var Kendini değişmiş hissetme, titreme, uyuşma, karıncalanma, ölüm veya çıldırma korkusu... Bazı panik atak hastalarının nöbet sırasında vasiyetlerini yazdıklarını, çantalarında muska, tansiyon aleti, yakınlarının telefonlarını taşıdıklarını ve evlerini hastanelerin yakınına taşıdıklarını söyleyen psikiyatrist Dr. Nihat Kaya, hastaların o anda pamuk ipliğine bağlıymış, yaşamla ölüm arasında gidip geliyormuş gibi hissettiklerini belirtiyor: "Panik atak hastayı ne öldürüyor ne de intihara sürüklüyor, aksine hastalar yaşama bağlılıklarından dolayı ölmekten korkuyorlar. Gerçekten kalp krizi yaşayan bir insan bile bu derece şiddetli bir panik yaşamıyor."
Alkolle teselli arayanlar Özellikle zeki, eğitimli, kendini aşmak isteyen, mükemmelliyetçi kişilik yapılarında rastlanan bu hastalık en fazla 30-40'lı yaşlarda kendini gösteriyor. Giderek yaygınlaşan panik atak vakalarının Doğu'dan Batı'ya gittikçe arttığını söyleyen Uyar, "Doğu insanında psikolojik ifade azlığına bağlı bedensel rahatsızlıklar vardır, birinin bacağı, birinin beli ağrır. Ama Batı'ya gidildikçe beklenti ve kendini ifade etme isteği artmaya başladığından kişiler panik atağa doğru gidebiliyorlar" diyor. Panik bozukluğun önüne geçilmezse depresyona dönüşebileceğini söyleyen Kaya, kişilerin ataklarını durdurmak için alkole başvurduklarının ve giderek yüzde 30-40 oranında alkol bağımlısı olduklarının altını çiziyor. Bu hastalık nedeniyle çok fazla insanın işini kaybettiğini kaydeden psikiyatrist Muzaffer Uyar da, "Yeterli anlayış göremediklerinde geri çekilirler, bunları tekrar hayata kazandırmak, işlerine döndürmek 5 yılımızı almakta" diyor.
Üniversitelilerde yaygın Türkiye'de her yüz kişiden 10'unun panik atak olduğunu vurgulayan Uyar, özellikle lise ve üniversite gençliğinin çok büyük oranda, bu hastalıkla karşı karşıya olduğunu düşünüyor: "Panik atakla geleneksellik arasında bir bağ var. Gençlerin aileden erken kopmak istemeleri, bireysellik aramaları ki bu kötü bir şey değildir- veya erken yalnız kalmaları panik atağı doğurmaktadır. Üniversite gençliği Türkiye'de çok desteksizdir, hem aileleriyle uzaktırlar, hem de okullarında hiçbir rehberlik hizmeti yoktur."
Bazı meslekleri 'seviyor' Türkiye'deki baskıcı politikanın hastalığı tetiklediğini söyleyen Kaya da aynı görüşte: "Ülkemizde vatandaşına güvenmeyen bir devlet geleneği bulunuyor. Bireyin her zaman duyguları, düşünceleri bastırılmıştır.
Ekonomik kriz, deprem, Güneydoğu olayları toplumun değişik kesimlerine travmalar yaşatmıştır." Toplumsal değişimin kuvvetlendirdiği panik atak, dünyada bu kadar yaygınlaşması nedeniyle bir 'enfeksiyon' gibi görülüyor. Türkiye'de de en çok bankacılar, tekstilciler, işadamları ve gazeteciler risk grubu içinde sayılıyor. Giderek yaygınlık gösteren panik atak, hastayı değil ama hayatını felç ediyor.
|