|
Basında Dr. Nihat Kaya
Bu bölümde basında yer alan DEPAM ve Dr. Nihat KAYA'ya ait yazı, röportaj ve makaleleri bulabilirsiniz. İlgilendiğiniz bağlantıya tıklamanız yeterli...
|
|
Sabah Gazetesi - 05.03.2009 - Uçaktan korkanlar hayali 'felaket senaryoları' yazar |
|
|
 Fobileri; 'gerçekte olmayan felaket senaryoları yazmak' olarak tanımlayan Psikiyatrist Dr. Nihat Kaya: Uçaktan korkanlar da hayallerindeki felaket endişesini ellerinde olmadan körükler!..  Gerçekten ciddi bir düşme tehlikesi yaşayan herkesin Tanrı'ya sığınma eğilimi göstermesi son derece normaldir. Ölüm korkusu içine düşen ateistler bile düşme korkusu ile 'Ya Tanrı varsa?' diye çark edebilir!
Psikiyatrist Dr. Nihat Kaya, uçuş fobisi yaşayanların 'hayali felaket senaryoları' yazdığına dikkat çekerek; uçuş korkusuyla ilgili okurlardan gelen soruları yanıtladı:
* Herkes uçuş korkusu yaşar mı? Uçak sallansa bile uçmaktan çok hoşlanan insanlar var; onlarda neden hiç korku oluşmaz? 'Ben türbülans seviyorum' demek insanın çok korkusuz olduğunu mu gösterir? Herkeste uçuş fobisi olmaz. Aslında fiziksel ya da psikolojik kökenli bütün hastalıklarda riskli gruba girenler sorun yaşar. Anksiyeteli ve fobiye yatkın kişilik özelliklerindeki şahıslar riskli gruptadır. Nasıl ki yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, ailede kalp hastalığı varlığı kişiyi kalp hastalıkları açısından riskli kılarsa; anksiyete ve fobiye yatkın kişilikler de uçuş fobisinin potansiyel adaylarıdır. Bazı insanlarda korku vardır, fakat bilinç düzeyine çıkmamıştır. Adrenalin sporunu yapanların birçoğu, bilinçdışı korkularının üzerine gitmektedir. 'Ben türbülansı seviyorum' diyenlerin korkusuz olduğunu sanmıyorum. Korktukları şeyin üzerine giderek, onu küçümseyerek, onu zevkli hale getirerek onunla başa çıkıyorlar. Bu bilinçdışı işleyen bir süreçtir.
TANRIYA SIĞINABİLİRLER * Yazar Erica Jong, "Türbülansta sarsılan uçakta ateist kalmaz" demiş. Gerçekten herkes uçakta ölüm korkusu hisseder mi, yoksa neden dua edilir? Aslında türbülans bir tehlike değildir. Karayolundaki kasis ve çukurlar gibidir... Havacılar asla bundan korkmazlar. Onlar için sıradan bir durumdur. Yolcular ise bu konuda bilgisiz olduklarından korkarlar. Hava yollarının bu konularda aydınlatıcı broşürler bastırıp, vatandaşa dağıtması iyi olabilir. Uçakta ciddi bir tehlike yaşadığı algısına kapılan ya da gerçekten ciddi bir düşme tehlikesi yaşayan herkesin, Tanrı'ya sığınması çok doğaldır. Tanrı'ya inanmayan bir ateist de son anda 'Ya gerçekten Tanrı varsa!' diye düşünüp çark edebilir. Bunlar insanlık halleridir. Uçakta herkes ölüm korkusu yaşamaz! Fobiklerin bazıları bile sadece 'Uçakta hastalanırsam yardım alamam' diye uçağa binmez. Sadece 'Uçak düşecek ve kurtulamayacağım' endişesi taşıyanlarda ölüm korkusu şiddetlidir. |
|
|
Sabah Gazetesi - 04.03.2009 - Ekonomik kriz uçuş korkusunu tetikledi! |
|
|
 Küresel ekonomik kriz, uçak korkusunu da körüklüyor. İşinden çıkartılan, borçlarını ödemekte zorluk çeken insanlar, yaşadıkları stres nedeniyle bir gün aniden uçak fobisiyle karşılaşabiliyor..  Psikiyatrist Dr. Nihat Kaya, uçuş korkusu yaşayanlar için sorularımızı yanıtladı:
* Ekonomik kriz dönemlerinde bazı fobilerin arttığı söyleniyor, uçak fobisi de bunlardan biri mi? Ekonomik kriz; kişilerin alıştıkları yaşam satandartlarından, davranışlarından bazılarını değiştirmeleri, yeni davranışlar geliştirmeleri demektir. Bu da biyo-psiko-sosyal bir organizasyon olan insanda stres yaratır. İnsan adaptasyon yeteneği yüksek bir canlı olmasına rağmen, kolaycı ve hazırcı bir tabiata da sahiptir. Ekonomik, siyasi-sosyal krizler, doğal afetler, savaş ve terör ortamları ruhsal travmalara yol açar. O ortamda olmasak dahi, medyadan olanları izlemek de; hassas insanlarda aynı etkiyi yaratır. Bu nedenle anksiyeteli, fobiye yatkın kişilerde, ekonomik ve diğer kriz dönemlerinde; uçak fobisi de dahil her türlü fobi artabilir.
KAZALAR FOBİYİ ARTIRIR * Bambaşka bir sorun, örneğin bir araba kazası yaşayan ya da yakınını aniden bir hastalık ya da kaza sonucu kaybeden birinde uçuş korkusu belirebilir mi? Yoksa zorlu uçuşlardan sonra mı bu korku ortaya çıkar? Kendisinin kaza, hastalık yaşamasının yanı sıra, bir yakınının ya da sevdiği birinin benzeri bir durum yaşaması da kişiyi sarsar. Evhamlı, titiz, bedenini aşırı dinleyen, normal duyumları dahi hastalık olarak algılayan, başkalarının sağlık sorunları ve felaket yaşantılarından aşırı etkilenen, aşırı duygusal, sevdiklerine aşırı bağlı, mükemmeliyetçi kişilerde fobi gelişebilir. Kontrolcü, herkesten kendisi gibi olmayı bekleyen, duygularını içinde yaşayan, alıngan, aşırı verici davranan, aynı oranda karşılık göremeyince çok sarsılan, ailesinde benzeri özellikler bulunan kişiler de fobiye yatkındır. Yukarıdaki özelliklere sahip olanlar, anksiyeteli paniğe-fobiye yatkın kişilerdir. Kaygı düzeyini artıran her olay uçuş fobisine zemin hazırlayabilir. Hafif fobiklerde ise fobinin şiddetini yükseltebilir. Gelelim bu fobinin uçak kazalarıyla ilgisine... Uçak kazaları, hafif uçak fobisi olup da buna rağmen uçağa binenlerin büyük çoğunluğunun fobisi artırır ve bu insanlar uçağa binmemeye başlarlar. Hiç uçağa binmemiş fobiklerin ise fobilerini pekiştirir. Ayrıca zorlu, aşırı türbülanslı uçuşlardan sonra da kaygılı insanlarda uçuş fobisi ortaya çıkabilir. |
|
Sabah Gazetesi - 03.03.2009 - Uçakta fobi yaşayan yolcu en iyi kokpitte sakinleşir |
|
|
 Uçuş sırasında, türbülans gibi çeşitli nedenlerle paniğe kapılanlar, uçuş görevlileri tarafından sakinleştirilmeli. Gerekirse, aşırı panik yaşayan kişiler, uçuş güvenliğinin sağlanması için kokpite alınarak sakinleşmesi sağlanmalı ..  Psikiyatrist Nihat Kaya, uçuş fobisi yaşayanlar için sorularımızı yanıtladı:
* Uçağa ilk kez binen insanın tedirginliği ile uçuş fobisi olan kişinin korkuları birbirinden farklı mıdır? Kesinlikle farklıdır. İlk kez uçağa binecek birisinin, zaten uçuş fobisi yoktur. Ciddi fobisi olan; bırakın uçağa binmeyi; uçak, hatta havaalanı görmek istemez. Daha uçmanın bahsi geçtiğinde kalp atışları hızlanır, terlemeye, ürpermeye başlar. İlk kez binecek birisinde ise merak vardır. 'Nasıl olacak, havada nasıl gidecek, sarsılacak mı?' endişeleri olabilir. Bunlar, kısa sürede geçecek endişelerdir. İlk defa binecek birisi, şayet kaygılı yapıdaysa, tedirgindir. Eğer uçuş esnasında türbülans ya da başka bir sorun olursa fobisi ortaya çıkabilir.
KESİN ÖLECEĞİNİ DÜŞÜNÜR * Bu fobi yükseklik korkusundan mı olur? Aslında 'uçuş fobisini' alt başlıklara ayırmak lazım. Gerçek uçuş fobisi olanlar, uçağın mutlaka düşeceğini ve öleceklerini düşünürler. Bu; ölüm ve kapalı alan korkusu olanların, panik atak nedeniyle uçamayanların, ayağını topraktan kaldıramayanların fobisidir. Kara taşıtları dışında hiçbir vasıta kullanamazlar. Uçuş-uçak fobisi olanlar ise genellikle şöyle düşünürler: "Havadayız, uçağa bir şey olursa, arıza yaparsa kesin düşüp ölürüz." Ya da "Bana bir şey olursa, kalp krizi ya da başka bir sağlık sorunu yaşarsam kim bana yardımcı olacak?" Kapalı alan fobisi olanlarda da, uçak kapıları kapandığında, kapana sıkışma psikolojisiyle panik atak yaşanabilir.
SOHBET EDİLMELİ * Uçaktayken panik geçiren kişiye nasıl müdahale edilmeli? Uçak içerisinde fobisi ortaya çıkan kişide; çarpıntı, baş dönmesi, terleme, uyuşma, karın ağrısı, gaz, boğulma hissi, kasılma, tuvalete gitme arzusu, tansiyonda yükselme, nadiren alçalma gözlenir. Kişi; 'Sonum geldi, kurtuluşum yok, kesin ölüyorum...' der. Bütün uçağı ayağa kaldırır. Bu gibi durumlarda, görevlilerin son derece sakin, kendilerinden emin, sevecen davranmaları çok önemlidir. Kişiyi kokpite götürmek, rahat davranmak, onunla sohbet etmek yatıştırabilir. Doktor varsa müdahale edebilir. Ama bir doktor ortaya çıkmadıysa kesinlikle 'Doktor var mı?' diye anons ettirilmemesi gerekir. Çünkü doktor olmadığını öğrenen kişinin krizi derinleşir. Uçuş emniyeti sarsılabilir.
* Uçuş korkusu olan insanlar, bir uçak kazası olduktan sonra neler yaşar? "İyi ki uçağa binmiyorum. Bakın gördünüz mü, 'Düşmez' diyorlar, nasıl da düşüyormuş" diye olumsuz düşünce ve kaygılarını pekiştirirler. Haklı çıkmanın psikolojisini yaşarlar. Bu nedenle, uçak kazalarıyla ilgili haberlerin çok detaylı ve uzun süreli verilmemesi gerekir. Bu, fobisi olanların fobisini pekiştirdiği gibi, yeni fobiklerin ortaya çıkmasına da neden olur. Büyük işadamları, sırf uçuş korkuları nedeniyle yatırımlarından geri kalıyor, sanatçılar konser veremiyor. Uçuş fobisi olanlara tavsiyem; son kaza vesilesiyle, sıcağı sıcağına, yani fobinizin kemikleşmesine fırsat vermeden bir terapi programına katılın. |
|
|
Hürriyet Gazetesi | 26.08.2008 - Aile İçi Şİddete Son |
|
|
|
Acil Yardım Hattı’nı arayanlar arasında erkekler de var 21 Haziran 2008 Emel ARMUTÇU
Sarhoş babasının annesine attığı dayaklardan korkarak büyüyen, evlenir evlenmez de aynısını kendi karısına yapan adam... Kocasının her gün astığı, "yapılması gerekenler" listesinde olup da yapmadığı her şey için bir tokat ya da işin önemine göre tekmeli tokat yiyen kadın... Daha 30 yaşına varmadan, hayattan bütün beklentilerinden vazgeçen yaralı eş...
Hepsi de Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son Kampanyası çerçevesinde, Ekim 2007’den bu yana dört bine yakın şiddet mağduruna yardım eden Acil Yardım Hattı’nı aradı. Hatta gönüllü destek veren DEPAM ’Depresyon ve Panik Atak Merkezi) kurucusu psikiyatr Nihat Kaya, onlarla birlikte pek çok şiddet mağdurunun yaralarını sarmaya çalışıyor.
Bugüne kadar hattın yönlendirdiği 10 kadın, bir erkek ve bir çocuğa tedavi uygulayan Kaya, kadınlarda, erkeklere oranla iki kat fazla görülen depresyon ve panik Atak belirtilerinin, şiddete maruz kalanlarda görülme ihtimalinin yüksekliğine dikkat çekiyor. Şiddete karşı acil yardım hattına başvuranların ortak özellikleri eş ve kayınvalidenin sözel ve fiziksel şiddetine maruz kalma, aldatılma, cinsel taciz... Kadınların hepsi de, diğer şiddet mağduru kadınlar gibi, mutsuzluk ve umutsuzluk, çaresizlik, kendine güvensizlik, kararsızlık, uyku problemleri, sürekli dayak yeme korkusu, cinsellikten tiksinme, toplumdan uzaklaşma, intihar düşünceleri, uyuşma, titreme, baş ağrıları, çarpıntı, ateş basması gibi problemler yaşıyor. Ama tedaviye gelenler arasında, ilginç bir şekilde, bir de şiddet uygulayan erkek var.
BABASI ANNESİNİ DÖVDÜ O DA KARISINI, AYNI ŞEKİLDE A.Ö. 34 yaşında, üniversite mezunu. İki yıllık evli ve bir yaşında bir çocuğu var. Bir şirkette çalışıyor. Onu Nihat Kaya’ya getiren, şiddet uyguladığı eşi. Kaya, tedavi sırasında A.Ö.’nün çocukluğunun sevgisiz ve şiddet ortamında geçtiğinin ortaya çıktığını anlatıyor. İçip annesini döven babasından sonunda ayrıldıklarında, bu kez de dedesinin şiddetiyle başbaşa kalmışlar. Kendini evliliğinde babasının annesine yaptığı şeyin aynısını karısına yaparken bulmuş. Borçlarını ödemekte güçlük çekince, içtiği içkinin dozunu arttırınca, eşini gereğinden fazla kıskanınca, dayak olaylarının hem sayısı, hem dozu artmış. Kaya’nın teşhisi, "ağır kaygılı depresyon" ve "alkolü kötüye kullanma." Belki de A.Ö.’nün en sağlıklı yanı, sorununa çare aramaya karar vermesi... Şu sıralar, alkol ve şiddet dozu azalmış, öfkesi, kaygısı inişe geçmiş durumda, terapilere devam ediyor.
LİSTEDE OLUP YAPILMAYAN HER İŞ İÇİN BİR TOKAT C.B. de üniversite mezunu, 30 yaşında, 4 aylık evli bir kadın. Bir iş başvurusunda tanışıp, birkaç ay içinde evlendiği eşiyle aynı çatı altında yaşayıp aynı işyerinde çalışmaya başlayınca nasıl farklılaştığını görüp hayatı zindana dönenlerden. "O kağıt niye orada, şu evrak niye yamuk duruyor, neden masada toz var?" soruları, "Ben askerim her dediğimi yapmak zorundasın" emirleri, astığı listede olup yapılmayan her iş için bir tokat, "işin önemine göre" bazen tekme-tokat! Bir süre geçer diye umut edip sonunda Acil Yardım Hattı’nı arayan C.B., tedavi sonunda eşine "bir daha şiddet uygularsan yasal haklarımı kullanacağım" kararlılığını göstermeyi ve eşinin geri adım atmasını sağlamayı başarmış.
HAYATLA İLİŞKİYİ KESEN EVLİLİK K.A. 17 yaşındayken kendisinden 30 yaş büyük bir erkekle evlendirilmiş. Eşi cinsel olarak kendisini her yetersiz hissettiğinde onu dövmüş. Takip etmiş, telefonlarını, eşyalarını, iç çamaşırlarını kontrol etmiş. Birkaç kez bıçakla saldırmış, tabancayla tehdit etmiş. Sonunda evi terk etmiş. Terapi sırasında, hayattan hiçbir beklentisinin kalmadığı, intiharı düşündüğü ve ciddi bir depresyon geçirdiği saptanmış. Şimdi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor.
Cinsiyet ayırımının bütün yazılı ve görsel materyallerden çıkarılması şart Mesleği gereği, her gün erkek ve toplum baskısıyla canı yanan onlarca kadın görüyor. Altı kızkardeşle mutlu mesut büyümüş bir erkek, toplumsal sorunlara duyarlı bir psikiyatr olarak vicdanı sızlıyor, kızıyor, kadını insan olarak göremeyen erkek topluma isyan ediyor. Bir yandan da onlara destek olmaya çalışıyor. Ancak, eşlerinin zulmüne uğrayan kadınlara sadece psikiyatrik tedavinin yetmediğini, ekonomik, sosyal, hukuki başka destekler de gerektiğini, bu konuda Türkiye’nin oldukça ilgisiz ve yetersiz olduğunu da görüyor. Bu nedenle Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na yönlendirdiği, hatta kendi eliyle götürdüğü çok kadın olmuş. Destek olduğu kadınların daha sonra sağlıklı bir şekilde topluma karıştığını, başkalarına yardım edecek hale geldiğini görmek onu sevindiriyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 2007 Suç Raporu’na göre, bütün suçlarda azalma görülürken, aile içi şiddetin yüzde 31 artış göstermesine bir kez daha isyan ediyor: "Eğitim sisteminin her türlü şiddeti dışlayıcı bir içerik kazanması gerekir. Özellikle kadına ve çocuklara bakış açısı değişmelidir. Cinsiyet ayırımının bütün yazılı ve görsel materyallerden çıkarılması şarttır. İnsana ait bütün özelliklere kadınların da sahip olduğu zihinlere yerleştirilmelidir. Kadınların mutlaka ama mutlaka eğitim almaları ve meslek sahibi olmaları ’farz’dır. Çocukların ilk ’muallimi’ anneleridir. Anneye yapılacak yatırım, o yüzden kutsal ve değerlidir.
Eğitimli, bilinçli, özgüvenli, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın, çok çok iyi annelik yapabilir..." Depresyon ve Panik Atak Merkezi (DEPAM) kurucusu Psikiyatr Nihat Kaya’yı, Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son Kampanyası çerçevesinde açılan Acil Yardım Hattı projesinde gönüllü olarak yer almaya iten işte bu düşündükleri ve yaşadıkları. 1996’da kurmuş DEPAM’ı. Psikiyatri pratiğinde en yaygın hastalıkların depresyon ve panik atak olduğunu tespit edince, bu hastalıklar konusunda derinleşmiş; broşürler, kitaplar hazırlayarak, deneyimlerini de paylaşmış. Bu iki hastalığın kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görülmesinin bazı nedenlerini şöyle sıralıyor: "Annelik, eşlik, varsa çalışma yaşamının iş yükünü artırması, eğitim ve diğer sosyal yetersizlikler, bastırılmışlık, geri planda olma." Ve ilginç bir diğer neden ise "kadınların erkeklere göre daha çok yardım arama çabası." Erkeklerin önemli bir kısmı ise, alkol, kumar, çapkınlık, işkoliklik, aşırı sporla örtmeye çalışıyor ruhsal sorunlarını. "Kadınların çoğu bastırıldıkları için beden dilini kullanırlar. Depresyonu nedeniyle yıllarca başı ağrır, titrer, kasılır, bayılır, sancılanır, halsiz düşer, uyuşur, ateşler basar... Sürekli dahiliyeci ve diğer branş doktorlarına taşınır. Ancak fiziksel hiçbir şey bulunamaz. Biz depresyonun sadece mutsuzluk olmadığını, bedeni de etkilediğini anlatmaya çalışıyoruz." Panik atak ise nöbet şeklinde yaşanıyor ve nöbetler arasında hep, yeniden aynı krizin yaşanacağı korkusu var. Kişi çarpıntı, baş dönmesi, uyuşma, yabancılaşma, ateş basması, fenalık hissi, kalp krizi geçirme, düşüp bayılma, kontrolünü yitirme, felç olma, ölme korkuları yaşıyor. Kriz anında vasiyetini söyleyenler oluyor. Panik ataktan mustarip olanlar, yalnız kalamıyor, seyahate gidemiyor, tünellerden, köprülerden, viyadüklerden, alışveriş merkezlerinden korkuyor. Köprü girişlerinde arabadan inip yakınlarını çağıran çok hastası olduğunu söylüyor Nihat Kaya. Bu hastalıkta da sayısız tetkikler yaptırıldığını ve ’bir şey çıkmadığını’ anlatıyor. "Biz ne kadar erken psikiyatriste başvururlarsa, maddi-manevi kayıplarının o kadar azalacağını söylüyoruz" diye ekliyor. Ve bütün bu belirtilerin, aile içi şiddete maruz kalanlarda görülme ihtimali çok yüksek. Sürekli şiddete maruz kalanlarda, depresyon olasılığının yüksekliği gibi.
8 AYDA 7500 ARAMA Hürriyet Gazetesi’nin Çağdaş Eğitim Vakfı ve İstanbul Valiliği’in işbirliğiyle AB fonu alarak kurduğu Acil Yardım Hattı, 15 Ekim’den bu yana 7500 kez arandı. Aramaların yarıya yakını sessiz aramalardı. Kalanlar ise mağdurların yardım talepleriyle ilgiliydi. Bu süre içinde 1820 mağdur ve mağdur yakınına yardım edildi. Şikayetleri ise şöyleydi: Her iki mağdurdan biri fiziksel, üçte biri sözel, duygusal, yüzde 6’sı cinsel, ekonomik ya da sosyal şiddete uğradığını belirtti. Şiddet gördükleri kişi ise yüzde 79 oranında eşleriydi. Arayanlar arasındaki 21 erkeğin altısı şiddet uyguladıklarını ama yapmak istemediklerini söyleyerek yardım istedi, biri hakarette bulundu, biri eşinin yerini sordu. Hatta bugüne kadar 87 de acil vaka başvurdu. Çoğunluğuna polis ekibi gönderildi, önemli bir kısmına sığınma sağlandı, dört kez intihardan vazgeçirilen biri ise hastaneye yatırıldı. |
|
Posta Gazetesi | 09.06.2006 |
|
|
|
Dr. Nihat Kaya Röportajı
Psikiyatr Dr. Nihat Kaya, kadının her şeyden önce ilgi, sevgi ve şevkat istediğini belirterek, “Kadın erkek gibi skor peşinde değildir. Kadınlar duyguların ve aşkın peşinden koşar. Duygusal olarak eşine yetemeyen erkeğin aldatılma riski vardır” diyor. İşte Dr. Nihat Kaya’dan kadın aldatmasının sebepleri... Bu yazı dizisinde 19 kadının aldatma öyküsünü yayınladım. Yazı dizisi başladıktan sonra çok sayıda kadından yeni aldatma öyküleri geldi. Hepsinin ortak noktası, eşlerinde ya da sevgililerinde göremedikleri ilgiyi, sevgiyi başkalarında aramalarıydı. Erkeklerse bu yazı dizisinden ders alacakları yerde bana tehdit dolu, küfür dolu mesajlar gönderdiler. Oysa kadınlar bu öykülerde hjaykırıyordu aslında. Aldatma çoğu zaman bağıra geliyordu. Öyküleri okuyanlar kadınların neden aldattıkları hakkında bir fikir sahibi oldu. Ancak sözü bir de uzmanına bırakmak gerekiyor. Türkiye’nin değerli pskiyatrlarından Dr. Nihat Kaya’nın görüşleriyle yazı dizimizi bitiriyoruz. Erkekler Dikkat Erkeklerin eşlerini aldatması hep gündemde ve konuşulur. Erkeğin bu aldatmayı nasıl bir kadınla yaptığı ve kadının kim olduğu önemsenmez. Erkeklerin aldatması üzerine epey araştırma ve spekülasyon yapılmaktadır. Kadınların aldatması biraz gizli kalmaktadır. Çünkü, kadınlar erkekler gibi bunu övünme veya skor meselesi haline getirmez. Erkekler ne kadar “erkek” olduklarını beraber oldukları kadının sayısının çokluğu ile ölçer. Kadınlar, istisnalar hariç tek erkeğe bağlanır. Onların skor derdi yoktur. Onlar duygu, sevgi, aşk, sonra da seks arar. Erkekler çoğunlukla eşlerinin kendilerini aldatabileceğini düşünmez. Hayallerine dahi gelmez. Kendilerini garantide hissederler. Kalbi boşalan, sevgisi, saygısı azalan ve alyansını çıkaran bir kadın, tehlikeli bir bombadır... Duygu Eksikliği Tek eşliliğe inanan kadın nasıl olur da erkediğini aldatır? Sebepleri nelerdir? Birliktelikte sevgi, aşk, romantizm, heyecan, sürpriz arayan çoğunlukla kadındır. Erkek için eve giderken eşine çiçek götürmek, özel günlerinde (doğum günü, evlilik yıldönümü) hediyeler almak basit ve gereksiz geliyorsa, yağmurlu havada yürümek, ormanda koşmak, el ele tutuşmak bir şey ifade etmiyorsa, erkek eşine duygusal olarak uşalmıyor, yetemiyor demektir. Bu duygular yok olamayacağına göre şartlar ve ortam da elverişli ise kadın eşini, sevgilisini aldatabilir. Bazı erkekler “Seni seviyorum” demekten çekinir ya da sanki kadına karşı küçülecekmiş gibi bir komplekse kapılır. Oysa kadınların sık sık duymak istediği bir cümledir bu. Kadın, erkeğin eve geldiğinde güler yüzlü, sempatik olmasını, kendisine sarılıp öpmesini, bazen işte iken eşini hatırlayıp telefonla aramasını bekler. Erkeğin kadının her türlü duygusal taleplerine “İşim çok yoğun, bunca iş arasında bunları nasıl düşüneyim? Ben kimin için çalışıyorum?” şeklinde yanıt vermesi kadınları üzmekte ve onlara hayal kırıklığı yaşatmaktadır. Kadınlar bu tarz bir yaklaşımda işin kendilerine tercih edildğini düşünür. Doğrudur da... Çünkü kadın önce ilgi, sevgi, şevkat ister. Zamanla başka bir erkekle, işe o kadar da önem vermeyen bir erkekle duygusal ilişkiye girebilir kadın. Aşağılama Diğer bir aldatma nedeni de kadına sürekli uygulanan sözel ve fiziksel şiddettir. Yaptıkları küçümsenen, aşağılanan, sürekli dayak yiyen bir kadın günün birinde kendisine iltifat eden, adam yerine koyan, sevgi sözcükleriyle hitap eden bir erkeğe rastlayabilir.Böylelikle kendisine güven gelir. Sürekli eleştirilen kadın kendisini yetersiz ve değersiz hisseder. Onu onore eden, değer veren birisi bir ilişkiyi başlatabilir. Böylelikle hem fiziksel olarak gücü yetmediği erkekten intikam alır, hem de işe yaradığını farkeder. İntikam Hissi Erkek tarafından aldatılan kadınların bir kısmı misilleme olarak eşini aldatıp eşit konuma geçer. Ve ancak o zaman rahatlarlar. Bir kısım bunu bir kere yapar ve bırakır. Bazıları eşi devam ettiği sürece yapar. Diğerleri ise bu yeni dünyadan kendilerini kurtaramaz. Sürekli eşini aldatan erkeklerin bazıları suçluluk duygusu ve vicdan azabı çekmemek için eşlerini bir şekilde aldatmaya teşvik ederler. Cinsel sapıklığa yatkın olanlar ise eşinin değişik partnerlerle olmasından ve eşinin onlarla nasıl yatıp kalktığını anlatmasından zevk alırlar. Bunlar da eşlerini bilerek bu yola iten gruplar arasında yer alırlar. Özenti Kadının bulunduğu çevre ve şartlar bu tür ilişkilerle iç içeyse zamanla özenti, eğilim ve deneme merakı uyandırabilir. Aldatmanın sıradan olduğu ortamlarda rahatlıkla bu gerçekleştirilebilir. Bu aile çevresinde de (eş, dost, akraba veya arkadaş) iş yeri çevresinde de olabilir. Ekonomik Sebepler Ekonomik yoksunluk nedeniyle eşini aldatıp para kazanan kadınlar da vardır. Bir bölümü ihtiyacı kadar aldatır. Bir kısmı bastırdığı her şeyi ortaya çıkarıp tatmin olmak için daha sık aldatır. Dünyevi yaşama dair fazla hırsı ve beklentisi olan kadın “para ve güç” elde etmek için de eşini aldatabilir. Sosyal Statü Diğer yandan sosyal statü değişimi ve yeni bir ortam, yeni bir yaşam anlayışına girmek de aldatmaya yol açabilir. Kadın yapamadığı, bastırdığı aldatma dürtüsünü bu yeni ortamın rahatlığıyla gerçekleştirebilir. Kadının ekonomik özgürlüğünü kazanıp, erkeğinin önüne geçmesi bazı kadınların uyuyan dürtülerini gıdıklayabilir. Erken Evlilik Evlilik yaşının çok erken olması ve kalabalık aile içinde yaşama da aldatma sebebidir. Eşiyle rahat ve huzurlu bir ortamda aşk yaşamayan kadınlar da aldatabilir. Kalabalık aile modelinde kadın eşiyle rahat ve özgür oynaşamaz, cilveleşemez, seks yapamaz. Özellikle ağır sorumlulukları varsa cinsellik ve kadınlığı ikinci plana itilir. Günün birinde bu yönlerine vurgu yapan ve uyandıran bir erkek kadına daha cazip gelebilir. Sekste Bencilllik Seks yaşamında erkeğin bencil davranması ve kadını düşünmemesi de aldatmaya itebilir. Bazı kadınlar erkeği cinsellik dışında iyiyse bunu pek önemsemez. Ama hem kaba-saba, bencil, hem de sekste eşini tatmin edemiyorsa aldatma olabilir. Erkeklerin kadının cinsel uyarı bölgelerini çok iyi öğrenmesi gerekir. Kendisini tutmasını ve kadını hazırlamasını bilmelidir. Kendi işini bitirip eşine sırtını dönen erkek bir gün sırtından vurulabilir. Pasif Erkekler Bazı erkeklerin pasif, kişiliksiz olması da kadını güçlü, dirayetli bir erkeğe itebilir. Peyami Safa şöyle der: “Her kadın kendisinden güçlü ve kendisini sahiplenecek bir erkeğe sahip olmak ister” Hastalıklar Kadınların eşlerini aldatmalarının önemli bir nedeni de hastalıklardır. Depresyon geçiren bir kadın çektiği acıyı, yalnızlığı gidermek için (Eşiyle de biraz sorunluysa) başını alıp gittiği bir parkta, kafede, tatilde tanıştığı biriyle veya internette tanıştığıbiriyle eşini aldatabilir. Düşünce, duygu ve davranışları aşırlığıa, taşkınlığa giden “manik” bir hasta da hiç bir kural tanımadan eşini aldatabilir. Çünkü manik hasta çok konuşur, uyumaz, sürekli gezer, çok alışveriş yapar, çok girişken ve sevecen olur. Sekse aşırı düşkündür. Kişilik bozukluklarında Borderlayn, Histerik ve Psikopat kişilikler de eşlerini zaman zaman aldatabilir. Zekası zayıf ve telkine yatkın insanlar da bu yola girebilirler. Hangi Kadınlar Aldatmaya Meyilli? - Aile baskısı ile gönülsüz evlenenler.
- Kalabalık aile ortamında eşiyle yeterince baş başa kalamayanlar.
- Pasif, güvensiz ve sorumluluk almayan erkekle evli olanlar.
- Kocası tarafından eleştirilen, aşağılanan, fiziksel şiddete maruz kalanlar.
- Eşinden sevgi, saygı görmeyenler.
- Kocası tarafından aldatılanlar.
- Alkol ya da uyuşturucu bağımlısı kocaya sahip olanlar.
- Askerlik, iş yaşamı gibi gerekçelerle kocası tarafından uzun süre yalnız bırakılanlar.
- Eşine değil de başka kadınlara ilgi gösteren kocası olanlar.
- Öz bakımına dikkat etmeyen kocaya sahip olanlar. (Ağız kokusu, ter, tırnak kiri, iyi gitinmeme.)
- Cinsel açıdan tatmin olmayanlar.
- Uzun süre baskı altında kalıp da bir anda ekonomik ve sosyal açıdan statü yükseltenler.
- Etrafında eşini, sevgilisini aldatan arkadaşları olanlar.
- Ruhsal hastalıkları, kişilik bozuklukları olanlar.
- Gençliğinde karşı cinsle hiç flört etmemiş ve ilk flörtü eşi olanların bir kısmı.
- Kocası tarafından aşırı kıskanılan ve baskı altında tutulanlar.
|
|
|
|
|
|
|
Page 1 of 5 |
|
|
Dr. Nihat Kaya Makaleleri
Diğer Sitelerimiz
Panik-Atak Hakkında Her Şey Depresyon Hakkında Her Şey RehaCom Hakkında Her Şey Panik Bozukluk Hakkında Her Şey
|