Ziyaretçilerimiz


Warning: Creating default object from empty value in /home/panik/public_html/v3/modules/mod_stats/helper.php on line 106
Content View Hits : 6415526
Panik Atak ve Ölüm Korkusu Print E-mail
Makaleler (Dr. Nihat Kaya)

Panik atak yaşayanların en çok sordukları:

‘’Kriz anında ölebilir miyim?’’sorusudur. Panik atak ;nöbetler halinde ve beklenmedik bir anda gelebilir.Kriz anında kişinin yoğun olarak yaşadığı sıkıntı(anksiyete-kaygı-korku)öyle yüksek boyuta varır ki ,kişi o an öleceğini hisseder.

Panik atak krizinde kişiler ‘’ölüyorum beni biran önce acile götürün’’diye feryat ederler.Bir kısmı(özellikle ilk defa yaşayanlar) etrafındakilere vasiyetini söyler. Çünkü;’’o an’’yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide ve ölüme yakın durmaktadırlar.Panik atak yaşamayanlar bu durumu anlayamazlar.’’Ne var canım hepimiz bir gün öleceğiz.’’Şeklinde konuşur ve panik ataklıları ‘’sinir’’ ederler.Panik atak esnasında yaşanan ölüm korkusu,’’normal yaşamda’’hep kendimizden uzak tuttuğumuz ölümden ve ölüm korkusundan çok çok farklıdır.’’Damdan düşmeyen.’’bunu anlayamaz.Çünkü aynı duyguyu paylaşanlar daha iyi anlaşırlar.İnsanoğlu bir gün yaşamının son bulacağının farkındadır.Ölüm yaşamın zıddıdır.Ölümü uzaklaştırmak için sürekli yaşama sarılır ve kendimizi’’var kılarız.’’Yaşamsal faaliyetlerimiz ve yaşamın canlılığı’’Ölüm gerçeğini’’bizden uzak tutar.Sürekli ölümü hatırlarsak karamsarlığa düşer ve dünya hayatını boş verebiliriz.

Panik atak,kendimizden hep uzak tutmaya çalıştığımız ölümü bize hatırlatan,bizi sarsan bir durumdur.Çoğunlukla dünyada sonsuza kadar yaşama arzusu ve inancıyla yaşarız.Bu inancımızın panik atakla sarsılması ciddi bir travmadır.

 

Bir çok insan,o bitmeyecek ömrümüzün bitebileceğini panik atakla anlar.Bu yüzden yaşamda ciddi değişiklikler yapılır.

Örnekler:

Gece yaşamı olanlar,daha sade bir yaşama geçerler.

Alkol kullanan bir çok panik ataklı alkolü bırakır.

- Bayanların bir kısmı ‘’tesettüre’’girer,namaz kılmaya başlar.Tedaviyle düzelen bazı bayanlar ,örtülerini çıkartıp eski yaşamlarına dönerler.

Erkeklerinde bir kısmı dini yaşama yönelir.

Çapkınlık yapan erkekler’’tek eşliliğe’’ döner.

Koruyucu özelliği olduğuna inanılan duaları içeren muskalar özellikle ‘’cevşen’’taşınmaya başlanır.

Sağlıklı beslenme ve sağlığına en üst düzeyde dikkat etme davranışı gelişir.

İhmal edilen eş-dost akrabalarla daha sık görüşülür.Kalbini kırdığı insanlardan özür dilenir.’’Helallik’’alınır.

Ölüm tehlikesine karşı,acil durumlarda hemen yardım alınabilecek insanlara sığınılır ve yardım talep edilir.

Bu insanlar cep telefonlarında en önce aranacaklar listesine kaydedilir.

Özellikle doktor ve hastane telefonları adresleri ajandaya kaydedilir.

Hastane ve doktorlara yakın olmak (Ev kiralamak,satın almak) istenir.

Doktorlardan panik atak dan ölmeyeceklerine dair garantiler alınır.

Ölümü hatırlatan ‘’Sela’’dan korkulur.(ölen birinin cenaze namazına davet için cami minarelerinden okunan çağrı…)ve bunu duymama yolları aranılır.

Medyadaki ölüm haberlerine bakılmaz ve dinlemekten,izlemekten kaçınılır.

Cenaze arabalarından korkulur,kaçınılır. Ölen birisi,en yakını olsa dahi bazen cenazesine gidilemez.

Bazen kuran okunması ölümü hatırlattığından istenmez ve böyle ortamlardan kaçınılır.(Ülkemizde Kuranın hasta üzerinde ve mezarlıklarda okunmasının sevap olduğu gibi bir anlayış olduğundan;bazıları için ölümü çağrıştırdığından, Kuran okunmasından ve dinlenmesinden kaçınılır.)

Noktürnal panik(gece gelen panik)yaşayanlar,uykuda ölürüm endişesiyle gece uyumaz,tan yeri ağarıp,aydınlık olunca uyurlar.Gece yanlızlık,yardım alamamak gibi kaygılarla kişi kendisini uyutmaz.Gündüz nasıl olsa herkes uyanık olduğundan ,daha rahat uyunur...

Panik krizi anında kullanabileceği düşüncesiyle yanında;ilaç,su,alkol,yiyecek benzeri ‘’güvence nesneleri ‘’taşınır.

Sürekli yanında birilerinin bulunması istenir.

Kapalı,kalabalık mekanlara girilemez,toplu taşıma araçlarına binilemez .zorunlu durumlarda taksiye binilir.Çünkü taksiyi istediği yerde durdurabilme rahatlığı vardır.

 

Panik atak yaşayanların sorduğu soruyu tekrar soralım.

‘’Panik atak geçirdiğim sırada ölecek gibi oluyorum,canım çıkıyor,ruhum bedenimden ayrılıyor,gerçekten ölebilir miyim ?’’

Bu soruya kısaca ve tek kelimeyle ‘’HAYIR’’deyip,panik ataklıları rahatlatıp,ardından geniş açıklamasını yapalım.

Panik atak sırasında neden ölüm hissi oluşur ?

Panik atak’’ yanlış bir alarm ‘’olayıdır.Normalde organizma bir tehdit,tehlike karşısında uyarılınca,beyin gerekli yerlere sinyaller gönderir.Böbreküstü bezlerimizden strese tepki olarak adrenalin ve kortizon hormonları salınır.’’Alarm’’olağanüstü bir durumdur.Dokuların daha çok glikoza,enerjiye ihtiyacı vardır.

Vücut tehlikeye karşı ya savaşacak mücadele edecek,yada ‘’tabanları yağlayıp’’kaçacaklar.Her iki durum içinde kaslarımıza daha çok kan pompalanması gerekir.Bunun için kalbimiz normalde dakikada 70-80 atıyorsa,100-120-140 bazen daha fazla atması gerekiyor.

Panik atak da ortada görünen bir tehlike,tehdit yoktur.Beyindeki ‘’ alarm merkezi’’ yanlışlıkla devreye girmiştir.Adrenalinin etkisiyle damarlar kasılır,tansiyon yükselir,kalp atışları artar,ağzımız kurur,sarsılır,titreriz.Bazen soğuk,bazen sıcak terleriz,ateşler basar,başımız dönebilir.Boğazımız düğümlenir,nefes alamayacak gibi oluruz.Midemiz bulanır,tuvalete gitme isteği duyarız…

Beyin damarları büzüldüğünden,beyinin ihtiyacı olan oksijen ve şeker miktarı azalır.Bir an beynimiz,algılarımız bulanıklaşır kendimize,çevreye yabancılaşma yaşarız.Bir taraftan da beynimizin bulanıklaşması bizi bir an yaşamdan koparır.İşte bu durumda ‘’eyvah gidiyoruz bu alemden’’diye panik yaşarız.

Şiddetli yaşanan ilk panik krizinde genellikle çok büyük bir telaş,korku feryat vardır.Vasiyette bulunmada çoğunlukla bu krizde olur.Kişi daha sonra benzer ataklar yaşadıkça bu korkusu bir nebze azalır ama yok olmaz.

İlk panik ataktan sonra,’’acaba yine yaşar mıyım’’ diye kişide hep bir beklenti korkusu gelişir.Bu tıpkı idama mahkum bir insanın idam gününü beklemesi gibi bir’’işkencedir’’

Pek tabii ki,bütün bunlar tedavi olmamış panik ataklı insanların yaşadıklarıdır.tedaviyle beraber bütün korktu ve kaygılar yok olup gitmektedir.

Bir çok hastamız hep şunu söylemiştir;’’Dr. Bey belki onlarca,yüzlerce panik atak geçirdim.Hiç birinde ölmedim,ama her yeni bir nöbet girişiminde bu sefer ölebilirim diye hissediyorum.Bu ne ilginç bir durum….’’

Gerçekten panik atak çok ilginç bir süreçtir.Zamanla kişi atakların kötü bir duruma yol açmadığını,ölmediğini öğrenir.buna rağmen ‘’mantıksız’’bulsa da bir anlam veremese de ,atak sırasında çektiği acı,ızdırab ömründen dakikalar,saatler götürmektedir.

Hatta bazı panik ataklılar ölmekten korkmakla beraber;bu çektikleri acı ve işkenceden dolayı ‘’ ölsem daha iyi olur diye düşünebiliyor.

Tekrar ifade edelim ki,panik atak! Yaşayanlar tam olarak birbirlerini anlarlar.’’Dışarıdan’’birilerinin anlaması mümkün değildir.Önerimiz,’’en azından’’panik ataklıları dinleyin,hak verin,anlayış gösterin,yardımcı olmaya çalışın destek olun.

Panik ataklılar hassas,duygusal,kırılgan insanlardır.Asla onlara ‘’kafaya takma,bir şeyin yok,bizde bir gün ölmeyecek miyiz,bu kadarda korku olmaz ki canım…’’demeyin.onların kırılganlığını ve öfkesini çekmeyin.Hele hele ‘’seninde başına gelsin de o zaman beni anlarsın’’şeklinde bedduasını asla almayın.

 

Hastalarımıza’’ölümün nesi sizi korkutmaktadır?sizin için ölüm ne anlama geliyor?’’diye sık, sık sormaktayım.Herkesin farklı bir cevabı olabiliyor.Örnekler;

 

-Ben ölürsem çocuklarıma kim bakacak?onların perişan olmasından korkuyorum.Onları büyütüp meslek sahibi etmek,evlendirmek istiyorum.Onun içinde ölmek istemiyorum.

-Daha yapacak çok işlerim var, yarım bırakmak istemiyorum.

-Sahip olduklarımı,varlıklarımı terk etmek istemiyorum,bu bana acı veriyor.

-Çok sıkıntı çektim,biraz rahat ve huzur görmek istiyorum.

-Günahkarım,Allah için bir şey yapmadım öbür dünyada cehenneme gitmekten korkuyorum.

-İbadetlerimi eksik yapıyorum,kendimi düzeltmek öyle gitmek istiyorum.

-Mezarlık ve toprak altında olmak korkunç geliyor,hele böceklere,hayvanlara yem olmak çok acı veriyor bana…

-Ölümle yok olacağımı düşünüyorum.buna katlanamıyorum.

 

Bu duygular içerisinde iken çocuklarına ve yakınlarına acınarak bakılır,sık sık ağlanabilir.

Panik atak’ın bize hatırlattığı ölümü yok edebilir miyiz?

Ölüm yaşamın zıddıdır.İnsanoğlu aslında ölümü içinde barındıran bir varlıktır.’’Hayat varsa ölüm yok,ölüm varsa hayat yoktur.’’

Ölümün ne zaman olacağı belli değildir.

Belli olsaydı ne olurdu?Nasıl davranırdık?Neler yapardık?

Madem’’kabir kapısı kapanmıyor,ölüm öldürülmüyor’’o halde her canlı gibi insanda bir gün ,vakti saati geldiğinde ölecektir.Belki de yaşamı anlamlı kılan ölüm gerçeğidir.Çünkü evrende her şey zıddıyla var ve bir güzellik mana taşır.Fakirlik olmadan zenginliğin ;acı olmadan mutluluğun,karanlık olmadan aydınlığın değeri ne kadar anlaşılır? Panik atağa bağlı bu aşırı ölüm korkusu normal ölüm korkusuna çekmek için tabi ki psikiyatrik bir tedaviye ihtiyaç vardır.

Panik atak tedavisi hiçbir bağımlılık yapmayan ve yan etkisi çok ,çok az olan ilaçlarla tedavi edilmektedir.Ayrıca kişinin durumuna göre psikoterapi yapılmaktadır.Terapilerde şunlar konuşulur:korku ve kaygıların köklerine inilir.Yanlış inanç ve davranışlar varsa onların düzeltilmesi sağlanır.Yani kişinin kendisini çözmesine,analiz etmesine,kendiyle yüzleşmesine yardımcı olunur.Aynı zamanda sorunlarla ve paniklerle baş etme yöntemleri öğretilir.

Ölüm korkusunun yaşamımızı dar etmesine müsaade etmemeliyiz.Bir yandan ilaçla tedavi olurken bir yandan da terapilerle ölüm korkusunu,bu krizi lehimize çevirmenin yollarını bulmalıyız.

Madem ölümü yok edemiyoruz öncelikle onu kabul edelim.Ondan kaçmak yada inkar etmek sorunumuzu çözmüyor.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşama sarılalım,yarın ölecekmiş gibide insanca ve doğanın bir parçası bilinciyle hareket edelim.Doğru,dürüst,kibar,yardımsever,adaletli,temiz,tertipli,saygılı, çalışkan,üretken insanlar olalım.

Yaşamın hakkını verelim ama’’hak yemeyelim’’.

Başta kendimizi sevip,kendimizle barışık olalım.İnsanları koşulsuz sevip,saygı duyalım.Bitkileri,hayvanları sevip ,saygı duyalım.Bitkileri,hayvanları sevip,değer verelim,imkanımız varsa evimizde, işyerimizde onlarla iç içe yaşayalım.Doğayla bütünleşelim.

Çevremizi temiz tutalım,yeşili,denizi tahrip etmeyelim.Etrafımızı canlı,güzel,estetik tutarsak yaşam ölüme galip gelir,ölümün yüzü soğuk ve çirkindir.Var oldukça güzel giyinip,bakımımıza özen

gösterelim.Oturduğumuz,yaşadığımız,çalıştığımız mekanları temiz,estetik ve güzel dizayn edelim.

Soframıza özen gösterelim özellikle mevsimsel beslenmeye ve faydalı gıdalara yönelelim.Soframızda bir sohbet,tören havasında bulunalım.İmkan ölçüsünde en iyi araç ve gereçleri kullanalım.

Bu ölüm korkusu vesilesiyle kendimizi arındıralım.Yani ölüm korkusu’’bir işe yarasın’’kendimizce vicdan muhasebesi yapalım.Kötü,çirkin huylarımızdan kurtulmak için çaba sarf edelim.

Yapmak istediklerimizi listeleyip en basitinden hemen icraata geçelim. O hep ertelediğimiz hayallerimizi pratiğe aktaralım.

Maddi manevi imkanlarımızı doğru dürüst,akıllı,faydalı işlerde kullanmaya başlayalım.Sevgi ve mutluluğun çoğalmasına katkıda bulunalım.Akrabalarımızı,dostlarımızı arayalım,ziyaret edelim.Onlara hediyeler alalım.muhtaç olanların ihtiyaçlarını giderelim.Maddi bir şeyimiz yoksa yüzümüzdeki tebessüm eksik olmasın.

Ölümlü dünyada ölmeyecek izler,anılar bırakmaya çalışmalıyız.

Ölüm bir yokluk mudur?

Ölümle tamamen yok olunacağı düşüncesi insanlarda paniği artırmaktadır.

Doğada hiçbir şey yok olmuyor.

Sonbahar dökülen yapraklar,ölen bitki ve canlılar ilkbahardaki dirilişin ‘’yakıtı’’oluyorlar.Doğada asla israf yoktur.’’Tesadüfe tesadüf edilmez.’’Öyle bir akıllı dizayn ve program var ki,insanı hayrete,takdire ve güvene sevk etmektedir.

İnsanoğlu da diğer canlılar gibi toprağa karışır.Zaten bütün atomları,elementleri doğadan gelmiştir ve yine doğaya ‘’ana yurduna’’dönmektedir.burada diğer canlıların yaşaması için gerekli olan enerjiyi ve atomları onlara devreder.Yani insanın atomları bir bitkide,bir hayvanda,bir insanda yine var olmaya devam eder.Asla yok olmaz.

Bedenimiz ruhumuza giydirilen bir elbisedir,elbisenin çıkarılması veya değişmesiyle ruhumuza bir şey olmaz.

İnsan ölümsüzlük ve ebedi yaşama arzusu varsa,bu sebepsiz değildir.Bunun mutlaka karşılığı olmalı…

Bu dünya, bir canlı ve organizma gibi sınırlı bir ömre sahiptir.Bilim adamları dünyamızında bir doğuşu,oluşu olduğunu ve yaşlanıp öleceğini söylemektedirler.

Peki dünya yok olacak mı?Bana göre hayır.Evrende tesadüf olmadığına göre dünya da başka bir aleme dönüşecek ve o alem içerisinde başka bir şekilde varlığını sürdürecektir.İşte insan da küllerinden yeniden doğan ANKA kuşu misali, yok olmayan atomlarından ve genetik kodundan yeniden doğacaktır.Nerede?Yeni kurulan ve her şeyiyle farklı olan bir alemde.Peki bu alem neresi?

Herkes kendi yaşam anlayışı ve değerler sistemi içerisinde söz konusu aleme bir cevap verebilir.

İnsanlık tarihi boyunca;’’semavi dinler’’ öncesinde,özellikle eski mısırda yaşam hep öbür dünyada yeniden doğma ve yaşama göre kurulmuştur.

Mısır’a gidenler piramitleri,kral mezarlarını,eski tapınakları görenler bunu çok iyi görmüşlerdir.

Mumyalama olayı, eşyalarını beraberlerinde mezarlarına koymaları ve mezarlarını bir ev gibi dizayn etmeleri hep tekrar dirilme ve yaşama felsefesinden doğmuştur…

Hiristiyanlık,Yahudilik ve İslamiyet de de ölümden sonra diriliş ve yeni bir yaşam vardır.

Peki bu istediğimiz bir şeyse niye ölümden bu kadar korkuyoruz?

Bana göre din öğretisi ve Tanrı kavramı,çoğunlukla cezalandırıcı bir üslupla bizlere aktarıldı.

Bunun ilk temeli evlerimizde atılmaktadır.Yemeğini yemeyen çocuğa’’Allah baba’’kızar veya yaramazlık yapıp,söz dinlemediğimizde vs.’’!Allah taş eder,cehennemde yakar..’’şeklinde konuşulur.Çocukların belleğinde Allah hep korkulacak ve çekinilecek bir imge olarak yer alır:

Temel din eğitiminin verildiği kurumlarda ve ibadethanelerde de;hangi davranışımız karşılığı ne şekilde ödül ya da ceza göreceğimiz şeklinde bilgiler aktarılır.Ama çoğunlukla korkutulur ve cezalar abartılır ki,insanlar dinden soğumasın.

Oysaki,dinler insanların mutluluğu için bir araçtır.Maalesef cahil din adamları ve siyasal amaçlı insanlar ve ideolojiler insanı din için bir araç haline getirdi.

Oysaki dinde zorlama olmaz.irade esastır.Bireyin özgür iradesiyle dinini seçmesi ve istediği şekilde,anladığı şekilde dinini yaşaması gerekir.Birilerinin dinin koruyuculuğuna yada jandarmalığına soyunması dinin özüne terstir.Din Allah dan gelmişse en büyük,esas koruyucu zaten o dur.Kimin haddine ‘’Kraldan fazla kralcı’’kesilmeye...

Aslında bu tarz insanlar kendi yetersizlik ve güçsüzlüklerini kapatmak için,dini değerleri kalkan olarak kullanırlar.Birçoğu bunun farkında bile değildir…Birey olamayan insanlar daha güçlü değerlere sarılarak o değerlerle kimlik ve kişilik kazanırlar.Kişi ‘’birey’’olmadan ‘’biz’’olmuşsa çok katı olur.Hoşgörüsü olmaz.Çünkü onun söylediklerine, değerlerine karşı yapılan her eleştiri,kendisine yapılmış gibi algılanır ve çok sert tepki gösterirler...”Bilgi-Düşünce sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” katı tutum sergilerler.

Diğer yandan insanlar üzerinde egemenlik kurmak ve onları yönetmek isteyenlerde’’kutsal değerleri’’kullanırlar.

İnsanları dinle korkutarak kendilerine çekmeye çalışırlar.

Dolayısıyla gerek cehalet,gerek art niyetle olsun; Tanrı ve din kavramı sevgiyle özdeşleşeceğine, korku ve ceza ile özdeşleştirilmiştir.

Ölümden ve sonrasında ne olacağından aşırı korkunun bir kaynağı da işte bunlardır.

Oysaki dini metinlere baktığımızda evrenin aşkla,sevgiyle yaratıldığını ve yoğrulduğu ifade edilir.

Bir annenin evladına olan sevgi ve şefkatinin’’milyonlarca’’daha fazlası Tanrı tarafından kullarına gösterilmektedir.

Dünyada ve evrende insanoğlunun ve diğer canlıların yaşaması için gerekli olan her şeyi hazır sunan,önümüze seren Tanrının sevgi,merhamet,şefkat ve koruyuculuğundan şüphe edilir mi?

 

Pek tabii ki bu ifadelerim ,dini inançları olan insanlara yöneliktir. Dine inanmayan birisinin ölüm korkusunu yenmek için dine inanması gerekmez.Diğer yandan dini inancı olan insanda panikatak yaşayabilir.Hiç kimsenin bir ayrıcalığı yoktur.İnancı olanların bir kısmı: “...Nasıl olurda inandığım halde ben panikatak oluyorum,ölümden korkuyorum ?”diye suçluluk yaşarlar.Hatta bu yüzden etrafına hastalığını söylemeyip,doktora gelmeyen onlarca hasta vardır.

 

Panikatak nöbetine bağlı ölüm korkusunun dinle imanla alakası yoktur.Dinlide dinsizde bu korkuyu yaşayabilir. Bu çok normal, insani bir duygudur.Herkeste ortak bir tepki ve davranış olduğuna göre ,bu tamamen panikatağın yaşattığı bir olaydır.

 

Bazı dindar panikataklılarda Tanrı nezdinde farklı yerleri oldukları inancını taşırlar. Panikatakla ölüm korkusu ve bazı kaçınma davranışları ortaya çıkınca şaşkınlık yaşanır. “Tanrı nasıl bu korkuyu yaşamama müsaade ediyor?” diye sorgulama ve hayal kırıklığı yaşanır…Bu şekilde düşünenler farkında olarak ya da olmayarak Tanrıdan imtiyaz talep etmektedirler. Oysa dinler tarihine bakılacak olunursa, “Tanrının elçileri-peygamberleri”,en büyük acıları yaşamışlardır.Dünyanın bir imtihan meydanı olduğu anlayışı dinlerde esastır…

Sonuçta, panikatağa bağlı ölüm korkusu normal ölüm korkusundan çok farklı ve şiddetlidir.

 

Tedaviyle bunu yenmek mümkündür.

 

Bu vesile ile hayatı anlamlı kılan ölüm gerçeğiyle yüzleşip, insana yaraşır bir yaşamı elde etmeliyiz.

 
 
depam.com
 
depam-rehacom
 
 Kadın Rug Sağlığı
 
Güle Güle Depresyon

Sunar Birsöz
Günün Sözü

Dr. Nihat Kaya'nın Diğer Makaleleri

sonbahar

Diğer Sitelerimiz

Panik-Atak Hakkında Her Şey

Depresyon Hakkında Her Şey

 RehaCom Hakkında Her Şey

Panik Bozukluk Hakkında Her Şey